Wednesday, October 8, 2008

Iyi Bir Baslangic

Dogumlari sorunca kendi takviminden cevaplar verir mualla insan babanem. Babam bol hasatli yazda dogmus, halam istanbul'a goc senesinde. Hani kendi miladini hatirlamaz da merak eder ya insan, ben de ona sorardim; "sanki dun gibi, darbeden neredeyse 1 sene sonrasi...". Her hecesiyle mutsuz bu devrik cumle ile yetinmeyip ansiklopedi kurcaladim biraz, kisisel avuntu ihtiyac:

Seksenlerin Basi: Yesilcam jonlerinin melodram ceviremeyecek kadar yaslandigi, donem geregi komiser rollerine burundukleri yillar icin kullanilan ozlemli isim tamlamasi.

Sonlara saklanmis ozlem haricinde pek umut yok gibi. Yine de, sarmal yapimda kader satirinda ne yazarsa yazsin, iyi bir baslangic oldugunu soyluyor icimden bir ses. Gerci bu "icimden bir ses" denilen soyut soysuzun de yalancinin teki olduguna dair kaanatim tam, pek cok kez yari yolda birakmistir beni. Bazen guclu bir mantik maskesine burunur, bazen tecrube oldugunu iddia eder, bazen de kutsal bir gudu. Birsey bildigini hissetirir insana, siren gibi kulagina fisildar zehrini, medussa gibi gozlerini buyuler giziyle.

Yok, yok... Icimdeki sese ragmen iyi bir baslangic. Darbeye ragmen, yaslanan jonlere ragmen bu iyi bir baslangic. Ilk hickiriklarim DVD formatinda kaydedilmedi belki. Ama iyi ki kaydedilmedi. Yasadiklarim icin simdiden memnunum seksenlerin basinda baslamaktan, yasayacaklarim da cabasi.

Friday, October 3, 2008

Cavusun Gunlugunden

Cavusun Gunlugunden, 19 Mart 2008

Yalnizlikla paylastigim uzun subatin ardi sira baharin sozde gunesi kendini gosterdi nihayet. Sirali ladinler arasindan sizan huzmelerle isitti icimizi. Son demlerini yasayan kuzey ruzgarlari yerini tanridan mevsimlik izin alabilen sabah meltemlerine birakti. Sandalyede mutemadi esas durus arifesindeki yazarin satirlari dile gelekala bal oldu seker oldu demli bir caya. Ve caycinin etkisiyle elazig rengindeki bu caglayan kul oldu volkan oldu akti bogazimdan. Demden koy muhabbetle gecen kisin dusundukce icimi titreten karasal sogugu Ankara'yi terketme hazirliklari yapadursun, sagi solu belirsiz marttan da arkadas olmazmis yenice anladim.

Iklimde durum boyle iste, aklimda ise Taranci'dan iki dize; "Her mihnet kabulum yeter ki, Gun eksilmesin penceremden..." Yasananlarin farki kimin umrunda. Gun hep ayni gun, dun de olsa yarin da, kis da olsa bahar da.

Friday, September 26, 2008

Saklambac


Tarihteki onemli saklambac diyaloglari:

1.

ebe: bir, iki, uc, dor, be, a, y, ... on .... yirmi ....... yuz!!! onum arkam sagim solum sobe saklanmayan ebe!!! (arkasini doner) Tevhid, niye saklanmadin birader?
tevhid: dostum yillardir bu "onum arkam sagim solum sobe saklanmayan ebe" gazelini okuyor ebeler. bir delikanli da cikip ben saklanmiyorum lan o zaman allahina kadar ben ebeyim demiyor. ben bugun diyorum iste, tarihte bir ilki gerceklestiriyorum.
ebe: way anasini, harbiden tarihte bir ilki gerceklestirdin tevhidcigim. arkadaslar herkes saklandigi yerden ciksin tevhid ebe oldu.
tevhid: bir, iki, uc, dor, be ...

2.

ebe: bir, iki, uc, dor, be, a, y, ... on .... yirmi ....... yuz!!! onum arkam sagim solum sobe saklanmayan ebe!!!
mucahit: (ebe arkasini doner donmez) sobe!!!
ebe: lan muco naapiosun yahu diregin ustunde.
mucahit: dostum sen onum arkam sagim solum dedin ustum demedin ben de gizlice senin saydigin direge tirmadim. delikanli adam rakibinin kurdugu her cumleyi ayrintiyla inceleyip bir gedik arar birader.
ebe: helal sana.

3.
ebe: bir, iki, uc, dor, be, a, y, ... on .... yirmi ....... yuz!!! onum arkam sagim solum sobe saklanmayan ebe!!!
vahdet: saldir cetingoz!!!
cetingoz: grrrr, hav hav hav...
ebe: vahdet manyak misin yahu cek su kopegi ustumden. anneeee!!!
vahdet: hehehe millet herkes ciksin ebe kacti herkes rahatca sobeleyebilir simdi.

4.
ebe: bir, iki, uc, dor, be, a, y, ... on .... yirmi ....... yuz!!! onum arkam sagim solum sobe saklanmayan ebe!!!
gürdal: abi iki kisi su agacin arkasinda, biri apartman kapisinin orda, biri de bakkalin onundeki arabanin arkasinda.
ebe: sen kimsin lan?
gurdal: ben gurdal, seffaf biriyim ben, sakli gizli olaylardan nefret ederim, hayat felsefem budur.
ebe: cok guzel.


belki devam edebilir...

The Second Coming

Yillar once bir humanities dersinde tanistigim Yeats isimli Irlandali sairin "The Second Coming" adini verdigi dizeleri dun tekrar karsima cikti. Nerede mi? Heroes Season III Episode I. Bir siiri her yone cekebilirsiniz, guzelligi buradadir zaten. Ve bu siir uzerine yazilmis bircok yorum bulunmakla beraber, konunun metafizik tarafina yogunlasip bu sekilde yazmistim yillar onceki odevi.

Siirin dogrusu veya yanlisi, gercegi veya yalani yoktur. Ondan ne anladigindir. Hicbirsey anlamadiysan hicbirseydir o siir, birsey olmak iddiasinda da degildir gerci. Istedigini yazar sair, yazardan daha ozgurdur bu yuzden, yazardan ozgur yazar. Siirin birinde Istanbul'u dinletir sana, digerinde susturmaya calisir. Birinde asklarini siralar, digerinde pismanliklarini. Birinde kacarken olumden, digerinde en on safindadir savas hattinin. Ve biri korkan bu en on saftan, digeri dizeleri okurken icinden feryat etmek gelir kolaysa vurun beni diye. Ortaokul'da Turkce sinavlarinda sorulan 'Bu siirin konusu nedir?', 'Yazarin vermek istedigi mesaj nedir?' gibi sorulara basmakalip cevaplar verecek kadar cocuktuk onceden, ki ogretmenler de ezberlenmis bir basmakalibi mi istiyorlar yoksa gercekte o cocugun siirden ne anladigini mi soruyorlar bu da tartisilir. Yazik ki basmakaliptir cogu sozde dogru cevaplar, ve iki kere ikinin dort etmesi kadar kesindir sozde hukumlerce, ve yine yaziktir ki mecbursundur buna uymaya cocuk aklinla. Neyse, iste o siir:
Turning and turning in the widening gyre
The falcon cannot hear the falconer;
Things fall apart; the center cannot hold;
Mere anarchy is loosed upon the world,
The blood-dimmed tide is loosed, and everywhere
The ceremony of innocence is drowned;
The best lack all conviction, while the worst
Are full of passionate intensity.
Surely some revelation is at hand;
Surely the Second Coming is at hand.
The Second Coming! Hardly are those words out
When a vast image out of Spiritus Mundi
Troubles my sight: somewhere in sands of the desert
A shape with lion body and the head of a man,
A gaze blank and pitiless as the sun,
Is moving its slow thighs, while all about it
Reel shadows of the indignant desert birds.
The darkness drops again; but now I know
That twenty centuries of stony sleep
Were vexed to nightmare by a rocking cradle,
And what rough beast, its hour come round at last,
Slouches towards Bethlehem to be born?

Friday, September 19, 2008

Farkindalik Salatasi

Terkedilmis satirlardan soluksun, aylar sonra ugramamin nedeni uzerine tuz dokup yakmak. Sorun su ki bunu yapmasi yazmasi kadar kolay degil. Vefa borcu odeyecek degilim, kusura bakma. En iyisi ben yine en iyi bildigim seyi yapip kelimelere dalayim affedilmek umuduyla. Aslinda sona cok yakinsin. Ama... sona yaklasincaya kadar sana saklaninca degerini kaybedecek hem hayat, hem de korktugun olumun. Erteleme bu nedenle, ertelemenin bahaneye kalansiz bolumunden birsey gecmez eline. Sacma yada zirva, ne dersen de zivanadan cikmis bu satirlara. Sanal belki ama, murekkep bile kalemin ucundan akmaya cesaretsiz kalir sarsak cumleler arasinda. Anlam yuklemeye calisma hicbirine ve hickimseye. Asi de derler, isyankar da, yorgun da.

Bir adam anlaticam simdi sana; koseyi donunce firinin kenarindan belli belirsiz dal gibi golge gibi duvar dibinde bir adam. Kifayetsiz bir kiyafet, avuc icine saklanmis cigara, gozleri topraktan kara. Tanimi bogazimda dugumlenen farkindasiz yuzunde yillarin ektigi huzun. Elleri ayaklari ciplak tutsak, bedenini sarmis buhran viran. Etrafindaki hava... evet havadaki O2'leri hepsinin yaninda bir C, nefes almasi imkansiz, alsa da ziyan. Ruhu olanak dahilindeki tek ozgurlugu.

Cani sikilinca kagida paralelkenarlar cizen bu adamin artik parallelkenarlarinin hepsi birer yamuk. Acilar koselere sacilmis birbirinden habersiz olsa bile toplamlari hala 360 diyebilecek kadar polyanaci bu adam. Ve diger herkes, aklin alabilecegi herkes, ne kadar anlamsizsiniz sacmadan dokme kaliplarinizla... Hersey kaliplara uygunsa rahatsiniz ve mutlusunuz ancak. Kaliplarin icinde guzelsiniz ve dogrusunuz herkesce. Sabah kalkip ise gidip calisip aksam eve gelip yemek yedikten sonra esinizle muhabbet edip yatarsiniz ve sabah tekrar kalkarsiniz gunluk dongude kendinden emin rahat vicdaninizla. Peki neden? Cevap herkes degil, asil cevap sensin ama farkinda degilsin. Git masayi donat, ortaya da benden bir farkindalik salatasi.

Wednesday, November 21, 2007

Akademik Hayat Biterken

Epeyce oldu yazmayali bu unutulan sayfaya. Belki de daha iyi oldu. Neden mi? Cok fazla dikkat cekmesini istemedigim, ama bi kenarda kosede bulunsun da gecmisi hatirlatsin dedigim gunluk dusunceleri yazmak icin bundan daha guzel, bundan daha unutulmus bir sayfa var mi? Aradigim da boyle birsey. Gecen hafta tamamiyla bitti akademik hayatim. Cocukken baslayan ogrencilik isinden istifa ettim. Buruk muydum? Galiba. Ama en azindan vefasiz degildim ki genelde oyleyimdir. Eski dostlarin hepsine ugradim birer birer. Once kutuphaneye gittim. Iki satir Hegel, uc satir Kant. Ardindan hic bilmedigim kitaplardan olusan koridorlarda avare bir gezinti. Sanki yeni bir kitayi kesfettigini sanirsin. Bildigini bilmedigine bolunce sonucun sifira ne kadar yakin oldugunu gorup ukalaligini torpulersin. Kutuphane... Her sinav oncesi bulusmamizin nedeni sadece sessizligin miydi? Ne dedin? Cevabi demin mi okudum? Tabi ya, Hegel!!! Butun sifatlarindan, dusuncelerinden arinirsan ancak idea'ya ulasirsin. Ve sen bunu yapiyorsun iste, bizi butun sifatlarimizdan ayirip kendimizle basbasa birakiyorsun. Ayrilik vakti, eywallah. Sonraki durak yurtlar, gerci bu okulun yurtlarinda kalmadim hic ama kaldigim yurdun havasi buranin da sokaklarinda. Kafamdan gecen, ve hepsi "ayni" ile baslayan birsuru cumle. Ayni sunun gibi bir odada kaliyordum, ayni sunun gibi bir bufemiz vardi, ayni su cimenlerde oturanlar gibiydik biz de... Durup dururken ve apansiz, yesil goze yesil surmeli bir kizla ela goze huzun surmeli ben yanyana gectik ayni merdivenden. Ve yine aklimda ayni siir, sen bana bakma ben senin baktigim yerdeyim, ve yine ayni vurdumduymaz ben. Insan yillardir hic degismedigi dusununce niye sevinir ki icinden? Yaslanmadigi mi zanneder? Ruh zaten yaslanmaz aptal! Ayrilik vakti, eywallah. Spor salonu, siniflar, hatta bolum koridorlari... Hepsini dolastim, hepsiyle vedalastim. Gorunmez onlugumu sinifin birine astim ve orada biraktim. Tahtaya gorunmez kalemle 'Elveda' yazdim. Gorunmez birkac yas geldi gozumden, zamana kufredip ciktim siniftan.

Friday, July 6, 2007

tasin gunlugunden...

siradan 6 temmuz gunu bizans surlarindan saskin bir leylek tarafindan koparildigimdan bugune tam 689 yil gecti. 4 gun once copcunun biri tarafindan supuruldum bebek sahil yolunda yuksek kaldirim dibine. keske denizi gorseydim biraz. benim gibi genc bir tas icin denizden ayri kalmak zor. hele ki hayatimin 182 yili caddebostan sahilinde gecmisken. hala ozlemini duydugum avare gunler. veletin biri savurmasaydi bogaza emin olun oradaydim simdi. tasim ben, adim sanim da yok. yarim gri yarim siyaha calan. eskiden abartmiyorum yuz dirhemdim, ama tukendim, curudum, eridim. simdi ceksen on dirhem gelmem. biz taslarin hayati zordur, nasil olmasin ki.

dusun bakalim... hayatinin hicbir anlaminin olmadigi dusun. kimsenin seni dusunmedigini, kimsenin arayip sormadigini dusun. boslukta oldugunu, ve yapacak hicbirseyin olmadigini dusun. belki o zaman anlarsin beni. ilkleri "dogada her maddenin bir varolma nedeni, bir amaci vardir, dengede bir yeri vardir" diye kandirirdik kendimizi. acik soyluyorum, nerdeyse 700 yasima yaklasiyorum, benim bu dunyaya ne kattigimi anlamis degilim. hicbir halta yaramam ki ben. sabahtan aksama kadar yatarim eblek eblek. 700 yildir kurmadigim fantezi kalmadi, ama hicbirini icra edemedikten sonra neye yarar ki. ki bu boyle bir 700 yil daha gidecek. ve sonra bir 700 yil daha. olumsuz olmak kadar berbat birsey yok dostlar. gecen gun duydum, uzayda da tas varmis bizim gibi. dogrudur, ben hep inaniyordum zaten. "uzayda da kesin tas vardir, yalniz degiliz" diyordum. keske bir firsat gecse de elimize biz de gidip gorebilsek.

gecenlerde, bundan 10 yil onceydi galiba, cihangirde yine bir kaldirim dibindeyim. sokakta yuruyen hafifmesrep bir insan kolyesini dusurdu, kolye dagilinca da toplamakla ugrasmayip ardina bakmadan devam etti yoluna. o an gordum iste onu yere dusen taslar arasinda. fosforu bol ufak tefek bir hatun. serefsizim tas gibiydi. uzerinde bir cizik bile yoktu. o zamana kadar gordugum en guzel seydi. aramizda iki insan adimi mesafe var. ama benim ustum toz toprak, malum cihangir sokaklari da bal dok yala degil yani. orda 34 gun boyunca baktik birbirimize, hep bir insan evladinin gelip de tekme atip beni onun yanina yollamasini bekledim. 34 gun sonunda beyinsiz bir sokak iti bizim hatunu muhtemelen cekirge zannedip yalamadan yuttu. ve kimbilir nerde cikardi daha sonra. ne demisler, it urur kervan yurur.